Translate

16.11.2017

asfalt öpüşü


ben, bir kırlangıç dilinde zebanisi eylül' ün,
bir sokak arasında lambalara küsmüş,
çırılçıplak sözleriyle yerde uzanıyor bedenim.
               
uzak kent yağmurlarında ismim dolanıyor;
                               bakışı yabancı kadınlara.
işte bedenim, bir yağmur tembihinde,
                        sabırsız ve huysuzu sonbaharın.
isimleri karışmış otel odalarında
                        en eski türkülerle uğurlanıyor kadınlar.

işte ben, ayazı döven, yağmura yenilen,
bedeni sokağa karışmış,
                        suratı asfaltı öpen ben.

27.03.2017

direnecek birkaç şarkılık daha vaktimiz vardı



ellerimi unuttum yüzünde küçük kız,
mahur sevgi nöbetleri ardından kanıp giderken...

sabahlara katarken acı kahveleri, mısralar dilenip nice şairlerden,
aklımızda aynadan yansıyan fotoğraflar, isveçli yönetmenler.

sonbaharda sandallara dolanır ismin, -fransızca-
maviden bozma bir vedayım gençliğime...

gülüşleri taşar sokaklardan bazı insanların,  -hatta simitçilerin-
plastik levhaları titretir hep yalancı ıslık rüzgarları,

yedi gecenin beşinde uykusuz gözlerim, tembel,
zihnim uzak bir sandal sırtında sükunetle seyrediyor...


12.03.2016

Ben Deliyim (I'm Crazy) - J.D. Salinger (Çeviri)


Ben Deliyim (I'm Crazy)
Jerome David Salinger
Colliers, Aralık 1945
Çeviri: Ali Faik Anayurt



Saat gece sekiz civarıydı. Hava karanlık, yağmurlu ve dondurucu derecede soğuktu. Rüzgar, budala bir ihtiyarın gece yarısı öldürüldüğü sözde korku filmlerindeki gibi bir uğultuyla esiyordu. Thomsen Tepesi’ ndeki topun yanı başında durdum, donuyor ve öylece spor salonunun güney camlarını izliyordum, büyük ve şaşalı bir şekilde parlayan budala spor salonu camlarıydı işte, başka bir şey değil. (ama, belki de siz hiç yatılı bir okula gitmemişsinizdir.)
            Üzerimde çift yönlü giyilebilen şu montlardan başka hiçbir şey yoktu, eldiven bile. Bir hafta kadar önce birisi deve tüyü ceketimi araklamıştı ve eldivenlerim de onun cebindeydi. Üşüyordum Reis! Sadece deli birisi orada öylece dikilebilirdi. O birisi de bendim. Deli. Şaka yapmıyorum, kafamda birkaç tahtam eksiktir. Ama, gençlik bağlarıma veda edişimi orada durup hissetmek zorundaydım, tıpkı koca bir adamın yapması gerektiği gibi. Bütün okul, spor salonunun aşağısında Saxon Charter şarlatanlarıyla olan basketbol maçındaydı, bense orada öylece durmuş vedamı hissediyordum.
            Orada öylece durdum Reis!  O dondurucu soğukta kendime “Elveda!” diyip durdum. “Elveda Caulfield. Elveda seni sersem!” Kendimi buralarda, Buhler ve Jackson’ la o havanın kararmasından hemen önceki eylül saatlerinde futbol oynarken görüp duruyordum. Ve biliyordum ki, bir daha asla aynı saatlerde, aynı çocuklarla futbol oynayamayacaktım. Buhler, Jackson ve ben beraber birçok şey yapmıştık, bütün bu yaşadıklarımız bir şekilde yitip gitti hatta gömüldü, bunun böyle olduğunu ise bir tek ben biliyordum ve benden başka hiç kimse cenazede değildi. O dondurucu soğukta öylece bir başıma durdum.

            Saxon Charter sersemleriyle olan maç ikinci yarısıydı, hatta milletin bağırışını bile duyabilirdiniz. Spor salonundaki Penteyliler muazzamdı ama, Saxonlılar bir avuç cılız ibneden öte değillerdi. Çünkü, Saxonlılar birkaç yedek oyuncu ve koçları dışında kimseyi beraberlerinde getirmezlerdi. Schutz, Kinsella ya da Tuttle o ahmaklara bir sayı geçirdiğinde “işler yolunda” diyebilirdiniz çünkü, o zaman Penteyliler adeta çılgına dönerdi. Ama, ben kimin kazandığıyla pek de alakalı değildim. Donuyordum ve ben nihayetinde sadece vedayı hissetmek ve Buhler ve Jackson’ la hava kararmadan önceki eylül saatlerinde top peşinde koştuğumuz anların cenazesi için oradaydım.  Ve işte, vedanın şanına yaptığım haykırışların birisinde vedayı gerçek bir bıçak gibi hissetmiştim. Evet, işte şimdi tam anlamıyla bir cenazeydi bu.

"devamını okumak için linke tıklayınız 
https://yukseltintavankirisiniustalar.blogspot.com.tr/2016/03/ben-deliyim-im-crazy-jd-salinger-ceviri.html "

6.01.2016

yalnızlık üçlemesi

1
şimdi baktım da takvime
marvo' dan döneli sekiz gün olmuş
ellerim hala deniz kokuyor.

2
biliyorum o şiirleri, hani benden konuşur
aynalarda kesik buz hüznüyle duruyor yüzüm
son birkaç saat kaldı, biliyorum.

3
bir gece olsun yetmiyor
ansızın bir mavi telaş düşüyor içime
ellerimde kandiller, sokaklarda gölgemi kovalıyorum. 

3.01.2016

anksiyete


uzak kentleri ağrıtıyor sesleri,
kulaklarımda fısıltıları var karanlık adamların,
            ya silahın namlusuna uzanacak
            ya da bir kalp çarpıntısına kanacak bedenim.
                        ben ve anksiyete…
yağmurlardan sonrasında maviye çalıyor yüzü gecenin,
bir sokak arasında ansızın adımlarım yavaşlıyor,
            ben miyim bu yağmur sularındaki yansıma,
            hani, pek korkak duruyor kirpiklerim.
                        bizzat ben ve anksiyete…
bilmediğim bir zaman diliminde, bir başka adam,
sesleriyle boğuşuyor ürkek rüyalarının,
            saati nedense dört buçuğu beş geçemiyor,
            nefesi karanlık bir yağmuru avuçluyor.
                        adam, ben ve anksiyete…
ismini en ürkek rüyalarımdan çaldığım bir kadının yatağında,
bilmediğim bir başka dilden konuşuluyor gece yarıları,
            ellerim başımın arasında bir korkak,
            kafamın içindeki sesleri çıplak duvarlara vuruyorum.
                        kadın, ben ve ankisyete…

17.12.2015

Rıfat Ilgaz - Donkişot İstanbul' da / Beygir Kasaplarına Karşı

Bilgilendirme: Bu yayın, Rıfat Ilgaz’ ın 1957 yılında “Akbaba Mizah Yayınları” tarafından yayımlanan “Donkişot İstanbulda” adlı kitabın orijinal hali korunak yayımlanmıştır.


BEYGİR KASAPLARINA KARŞI
Yanımızdan hızla geçen eski model bir Fort, Rossinant’ ı ürkütmüştü.
“Kaç senedir alışamadı bu beygirsiz arabalara” dedi, “Ürküyor mübarek hayvan. Üzerinde benim gibi ünlü bir binici olmasa tepetaklak gitmesi işten bile değil!”
“Haklısınız şövalyem!” dedim.
“İstanbul’ da ünlü biniciler var mı?”
“Kalmadı şövalyem! Şimdi ata sütçülerle, sünnet çocukları biniyor!”
“Peki şövalyeler neyle geziyor?”
“Cadillac’ larla. Yalnız Kasım Gülek’ in bir eşeği var.”
“Cadillac’ ı yok mu?”
“Olsa da binemez. Adam çiğnetiyor!”
Arkamızdan gelen otobüs şoförü başını çıkarıp bağırdı:
“Destur babalık! Bu yolun birazını da bize bırak!”
Babalık kelimesini “asil şövalyem” kelimesiyle değiştirerek tercüme ettim. Tabii sözü “geçmemize müsaade buyur” haline soktum.
“Geçebilirsim, müsaade ettim!” diye mızrağını yol boyunca uzattı. Bu asil jeste otobüs yolcularından biri hiç de nazik olmayan bir kahkahayla cevap verdi:
“Ulan müze bekçisi görmesin, atar askeri müzeye!”
“Yuuu enayi! Film çeviriyor!”
Şövalyemiz onlara karşılık verebilmek için bana:
“Ne söylüyorlar?” diye sordu.
“Şu gördüğümüz kahraman, şövalyelerin en asili!” diyorlar. Hemen yutmadı:
“Ama şövalye geçmedi sözün içinde.”
“Ha şövalye mi… Bizde şövalye enayi demektir. Onlar da enayi dediler!”
“Enayi… Çok güzel, çok ahenkli kelime… Türkiye’ de bulunduğum müddetçe ben de şövalye karşılığı enayi diyeceğim. Sen de öyle söyle!”.
“Başüstüne asil enayi!”
“Yakışıyor değil mi?”
“Yakışmaz olur mu?”
“Demek sizin enayiler ata binmezler?”
“Evet enayilerin enayisi, Packartlara, Cadillac’ lara binerler.”
devamı için tıklayınız


8.12.2015

kar mevsimleri 2

şimdi, zamansız bir terk ediş gibi,
           bana sarılan nehir.
büyük kavgalara uyanıyor rüyalarım,
           ensemde bir kan hissettiğim.
ne yağmurlara dolaştı benim bu kalabalık hülyalarım,
           ne de bir damla suya karıştı ezberimdeki adımların.
...
kar mevsimleri,
           siyahtan bir gece örüyor yorgunluğuma,
           içimde yine bir ürkek çocuk telaşı,
           kaldırımlarına düşüp bu büyük şehirlerin,
           en olmadık kan kalabalıklarına ağlıyor.

dümen

sen,
      karanlık uykularımda
            yorgun bir gemi dümeni,
yağmurlara kanmıyor yüzün -eskisi gibi-
ve alaycı naraların yok,
            sarhoş yollarımı kesen
denizlerde ismin unutulmuş
            ıslığında kasımın,
                        sessiz ve yalnız bir dümen.