Translate
2.05.2019
10.01.2019
yenilgi
galiba
güzel pataklandım,
eğilmiş
bakışlarım mavi ufuklarda,
boynumda
kraliyet moru izler,
sol
göğsümde kan lekeleri…
bir vakit
pek karanlıktı rüyalarım,
yeni yeni
parlıyordu güneş üzerime,
gökkuşağının
ortasından bir son gülüyordu,
sanki, bu
ağır mağlubiyet tam da bitecekti…
uzun bir
yolun arefesindeyim,
asfaltın
grisine bulanacak gözyaşlarım,
tutsak
ellerim kırıp atacak zincirleri,
koca bir
taş ile ezeceğim…
yalnız,
çok güzel pataklandım,
dudaklarımda
kurumuş kanlar,
azı
dişimde hergele bir kırık,
sol
kaşımda bir çizgi yarık…
2.08.2018
kan şiir
bir kan nöbeti tutuyorum, gece yarısı,
karadeniz’ in ortasında küçük bir ada gibi huysuzum,
kıyılarımda hep parçalanmış kayalar, renksiz çakıllar…
uzak bir otel odasında hayaletim,
tekli sayıları kovalıyorum;
ikibinüçyüzbeş…
biliyorum, hemen yanı başımda balkon demirlerine yaslanmış,
ağlıyor…
ne bekliyorum,
-parçalanmış
ağrılarımın rüyasında?
neyi bekliyorum,
-ellerim
şakaklarımın arasında?
bir kan nöbeti tutuyorum dedim,
hem de gece yarısı…
soğuk bir suyun korkaklığında,
güya, pekala bildiğim bu yataklarda,
sırılsıklam bir şarkının ortasıyım,
devrik cümleler kuruyorum yalnızlığıma
ve
yalnızlığımı bozacak kapı tıklamalarına…
bir kanın nöbetiyim,
ucuz
sigaraların son nefesi,
en
karanlık sokakların kaldırımı,
hiç
olmayacak anlarda kırmızıyım…
boğuluversem artık şu kanımda,
hani,
parmaklarım bile gözükmüyor,
hem,
rengim de solmuş biraz,
işte,
tam da şu anda boğulsam;
hala
hissediyorken on sekiz…
16.07.2018
yol
francis bacon - van gogh
çizgiler uzun, asfalt ağır,
güneşi kapatmış bulutlar,
göğün rengi maviden biraz bozuk...
denizin dalgaları hırçın,
kıyıdaki taşların sesleri kulaklarımda,
camdan yansıyor yanmış yüzüm…
ufuk çizgisi düşük,
birkaç taka dalgalara ağ salmış,
gün ışığı bulutları deliyor,
yüzü denize düşüyor…
…
az sonra ben, yağmurda,
ağır bir sancıyla yol kenarında,
ben üşümüş, yorgun, ben; on sekiz,
hayallerim boğazıma düğümlenmiş,
korkak ve fevkalade riyakar; ben.
…
işte, ikinci kavşak ve yeniden, ben;
öksürüklü aksırıklı bir türkünün ortasında,
bozulmuş yol kenarında bir şerit boyacısı,
elimde en ucuzundan bir fırça,
ayrık şeritleri boyuyorum sarıya.
15.03.2018
göz kapağı, hamdi, müzeyyen
1
yorgun
bir göz kapağı hasretim,
yorgun bir göz kapakçığı; kırmızıya
daha yakın sarıdan.
tersine
dönük bir göz kapağı; çaldığım hamdi’ den,
bir göz kapağı çarpıntısı şimdi
kalbim.
mordan
çaldılar geceleri siyaha boyamak için;
paris’ ten, napoli’ ye, babil’ e…
hamdi’
nin telsizinde polis anonsları;
“3245 merkez: 27 yaşında bir göz
kapağı bulunmuştur, umarsız titriyor, bilginize.”
2
karanlık
bir göz kapağı ensesinde,
az
kalsın indireceklerdi üçüncü sokakta,
hamdi’
nin yazıhanesinden sonraki ilk sokakta,
müzeyyen’ in evinin üç arka sokağında,
bir
lambası titreyen sokakta indireceklerdi.
3
kahrolası
bu müzeyyen,
evinin
kapısında ölecektim, çok az kalmıştı.
ağzım,
gözüm ölesiye kapalıydı,
ölesiye
kan kusuyordum gözlerimden,
eski
bir şarkının öfkesiyle kusuyordum sanki yitip giden benliğime…
kahrolası
bu müzeyyen,
bir
vakit açmadı göğüslerini bana,
hani
pek üşümüştüm, karda kalmıştım bir başıma,
haydarpaşa’
dan çalınmıştım, hani yağmur bir sonbahar tütüyordu…
kahroldum,
kahrolası müzeyyen’ in kahrına,
pek
korkak atıyordu kirpiklerim,
tırnaklarımdan
izler kalmıştı boynunda.
bir
ağustos hızıyla kaçıyordum kollarından,
karanlık
şiirleri kovalayan bir ozandım güya şehir kafelerinde.
kahrolası
bu müzeyyen,
bir
kahve acısı gibi takılıyor boğazıma,
hani
kilosu günlüğümden fazla.
bir
vakit evinin kapısında öldüm,
sesimden
tanıdı gene de açmadı orospu.
16.11.2017
zaman
ötesinde ışıkların,
yakın
veya uzakken değişir gölgeleri,
ve davranışları
insanların,
hatta bakışları, kalp
atışları.
bilmem
kaç zaman öncesi uzak,
ve
soğukları o kara kışın, camlara kazınan karları.
zaman
bir içim su,
kanar sonbahara,
kapılara…
kulaklarımda
camdan seken rüzgar,
bakışın aynalara,
boynumda fotoğraf makinesi.
pişmanlık
ve hüzün,
gece ve gündüz,
var olmak ve yok olmak…
işte,
karakışıyım yalnızlığın ve sözlerin;
unutulan dillerde…
varlığım
yokluğumun tebliğidir,
doğrularım
riyakarlığımın…
uzun
bir kış sonrası kanacağım sözlerine,
ağzım, yüzüm yabancı
çocuk gözyaşları.
asfalt öpüşü
ben, bir kırlangıç dilinde zebanisi eylül' ün,
bir sokak arasında lambalara küsmüş,
çırılçıplak sözleriyle yerde uzanıyor bedenim.
uzak kent yağmurlarında ismim dolanıyor;
bakışı
yabancı kadınlara.
işte
bedenim, bir yağmur tembihinde,
sabırsız ve huysuzu
sonbaharın.
isimleri
karışmış otel odalarında
en eski türkülerle
uğurlanıyor kadınlar.
işte
ben, ayazı döven, yağmura yenilen,
bedeni
sokağa karışmış,
suratı asfaltı öpen ben.
27.03.2017
direnecek birkaç şarkılık daha vaktimiz vardı
ellerimi unuttum yüzünde küçük kız,
mahur sevgi nöbetleri ardından kanıp giderken...
sabahlara katarken acı kahveleri, mısralar dilenip nice şairlerden,
aklımızda aynadan yansıyan fotoğraflar, isveçli yönetmenler.
sonbaharda sandallara dolanır ismin, -fransızca-
maviden bozma bir vedayım gençliğime...
gülüşleri taşar sokaklardan bazı insanların, -hatta simitçilerin-
plastik levhaları titretir hep yalancı ıslık rüzgarları,
yedi gecenin beşinde uykusuz gözlerim, tembel,
zihnim uzak bir sandal sırtında sükunetle seyrediyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





