şimdi şu birahanede kim bilir kaç kişiyiz. kaçımız ertesi gün ibadet edecek? kaçımızın gözü çaldı çalacak telefon ekranlarında? ve kaçımız ekşimiz bira bardaklarına ağzımızı dayadığımızda seni özlüyor? evet, burası benim memleketim, bana en yabancı, en küstah bakan şehir burası. bu birahane de öyle, bana eksik bir türküymüşüm gibi ağırdan ve ucuzdan bakıyor, bakıyorlar. ben ellilik bir bira istedim, en sevdiğim bardakta geldi, şu ayaksız olanlardan ''pilsener'' mi ne diyorlar onlara. bir an tüm birahaneyi sevdim, ayla' yı. ama bir yudum alınca vazgeçtim, boktan bir yerdi burası. ve ben isa' yı anımsadım, müjde' nin bilmem kaçıncı yerinde söylediklerini:
''hiçbir peygamber kendi evinde aşağılandığı gibi başka bir yerde aşağılanmaz!''
ben şimdi bir peygamberdim, bu birahanenin peygamberiydim ben ve aşağılanıyordum garson ve tüm müşteriler tarafından. masa yoktu, beni hiç tanımadığım bir herifin yanına oturttular. ben abileri, buraya otursaymışım masa boşalır boşalmaz alsalar beni olur muymuş tamam lan, öyle olsun! olsun olsun da bu kapkara amca pek konuşuyor yahu. adım ne? nereliyim? yaşım kaç? babam sağ mı? ya kardeşlerim, okuyorlar mı? okusunlar tabii, bizim gibi olmasınlar. ama ben de okuyorum, siktir et beni, ben şuan buradayım, adam olsam, okuyacak olsam evimde olurum, ansiklopedi okurum. ayıp bu, kaldırım ortasında bira içiyoruz resmen! çok ayıp sami abi! ya sen abi, sen nerelisin, adın ne? yusuf abi, aslen izmirli ama bizim memlekete gelmiş, malum ekmek parası. be abi, sizin ordan senin gibi kara kara adamlar çıkmaz aslında. karıştırmayacakmışım orasını, öyleymiş işte. kaçıncı bardak bu abi? ne bilsinmiş ama, beş olmadı sekiz!
bizim masa boşaldı, buyurabilirmişim. merhaba masam, merhaba! nasıl da bekledim seni bilemezsin, zehir emer gibi sabrettim sana. ama sen de pek farksızsın. ''masa da masaymış ha'' diyeceğim ama, denilecek bir tarafın yok. kal sağlıcakla, yusuf abi hoş adam.
yusuf abi, kalkıp gittik yanından ama, ayıp olmadı inşallah? olmazmış, ne de gereksiz lafmış. ama bir bira ısmarlarsam da fena olmazmış. ne olacak be abi, bi' bira ha? evetmiş. o zaman bize iki bira, ha garson?
sözümüz emirmiş, iyi ki varmışız! ha o dediğinden! iyi ki varız yusuf abi, iyi ki burdayız, iyi ki okumayacağız, iyi ki kardeşlerim okuyacak ve bize hiç benzemeyecek! şerefe abi!
çok konuştuk, tüm din kitapları, tüm ders kitaplarında anlatılandan pek fazla şey anlattık. her bir kelimemiz tıpkı o kitaplardaki gibiydi, eksiksiz, gereksiz. biz rezil olma kaftanını sırtımıza geçirmiştik, tüm sokak çocuklarına, tüm belediye çöpçülerine, tüm tanınmış şairlere rezil olma kaftanımız sırtımızdaydı. ne kadınlar sevmiştik, ne kadınlarla sevişmiş. bugün bu masadaydı her biri, tam da bardak altlıklarının üstünde. terli, aceleci ve şehvetli bakışlar attılar bize. yudumlamak şarttı, ölmekse her din kitabındaki gibi haram.
Translate
15.06.2012
13.06.2012
aynadaki sevgi ve sefalet çığlıkları
attaraction 1908 - edvard munch
yeşili yola savrulmuş köprülere
alelacele asılmış devrim afişlerinden
koyu isimler kazındırdı yüreğine
puslu bir gecede sevdi kadın
yorgundu
saniyelik ömrünü avuçlarına öksürdü
budala bir şişeden titrek yudumlar
eğri düşler kazındırdı gençliğine
puslu bir gecede sevdi kadın
telaşlıydı
ayak üstü sevişemez
hem ruhu dünün gölgesinde
sere serpe uzandı geceye
dudakları huzur çığrıştırıyor
ödlek bir ruh iliştirmiş yamacına
korkacak mı durulacak mı bilmiyor
kadın uyuyor
kadın duyuyor
kadın öksürüyor
kadın uyuyor
kadın düşlüyor
puslu bir gecede sevdi kadın
sigortacıydı
saat dokuz buçuğu haykırmasın
üşengeç ayaklarla hemen sokağı pataklıyor
dili kuruyor
dili sürçüyor
dili tutuluyor
dilinden öpmüşler
puslu bir gecede sevdi kadın
saat on biri geçmişti
11.06.2012
kent masalları ve beyaz fareler
lacivert montlu üç adam
hiçbir zaman tütün kokmamış elleriyle
gözü hınç dolu kadın kollarında üşüyor
rakı bardakları anımsayıp
üzerlerine sessizce kazınmış parmak izleriyle
üç montlu adam
kepenk inmiş caddelerde sekiz dakikalığına sızıyor
utanıp çöp konteynerlerinden
paslı bir edip cansever şiiri okunuyor
üç mont gibi üç adam
belediye anonslarında rauf' un adını kovalıyor
öğlesinde ibadet etmek için
haziran doksan sekiz sabahı üç adam
ezberlerindeki tüm kent masallarını yitiriyor
beyaz fareleri
2.06.2012
geldi gelecek ölüler peronu
ürkek dolunay altında
çarpık bacaklı şiirler okudum sana
sen gölgeni asmış
gövdeni kesmiş
bedenini yitirmiştin kara sevdasızlıkta.
zırıl zırıl ağlayan sen miydin kadın
ha sen miydin o sonbahar uğultularını göğsüne saklayan
kör bıçak hüznü ile koşup
ardında aksırıklı şiirler bırakan.
geç kalmış ölüler peronu
sen, eşsiz gölgeler ardında sığındığım kadın
hiçbir sabah uyanmıyorsun yalnızlığından
bak, öldüm öleceğim ben bu kahrolmuş dehliz kapılarında
seni beklerken
kendimi beklerken öldüm öleceğim
8.05.2012
üç tunç geceyarısı
geceyarısı sözleşmesi
tüm bu sonbahar uğultuları dindiğinde
limanın en ürkek sandalı ardında
seni bekliyor olacağım
dolunay' ın en görkemli haliyle sırıttığı
sessiz bir geceyarısına denk geleceğiz
ama lütfen
boş posta kutuları üstünde unutup durduğun
o kırmızı eldivenleri giyin
sami
dili tutuk bir şehrin keskin gölgesi sinmiş
ödlek lambaların titreyerek aydınlattığı
sami' nin gözlerine
küskün denizi kapılarınıza savuracak adamdır kendileri
avuçlarına kazıdığı sevdasız şiirleri
budala belediye anonslarını
eli şakaklarında savuracak adamdır
tarlabaşı sokaklarına kazınmış yirmilik kadın bedenlerini
sami ve suzan
marvo' daki on birinci gecemde
üşümüş sarhoş evlerinden sızan
ukala ege türküleri duydum
sami ve suzan fevkalade kararlı
sabahı neorobi' de bulacaklar
ağızlarında litresi üç liralık şaraplar
dillerinde ezberi zor ege türküleri
.
.
.
sahi nasıl başlıyordu suzan
ray bekçileri duyun bizi
havlayın köpekler
ilk ayazla birlikte
sesimizi duyuracağız
ağlak rayların
yegane bekçilerine
sesimizi duyuracağız
ayşen' e , selma' ya
ve ömer haybo son nefesinde
korkarak girdiği ecnebi meyhanelerinin
en gözü kara çocuğu
ömer haybo
üç sıfır beşte
aksak varthingon oteli lobisinde
gözleri sevdasızlık zırıltısından kan kırmızısı
haydut ömer haybo
sarsak adımlarla üçüncü sokağa iniyor
cebinde hiçbir zaman gitmeyeceği petersburg biletleri
şimdi en ürkek ve en zavallı saatte
ömer haybo
öksürük nöbetlerine gebe pansiyonlara
tanıdık kadın adları düşmeden
yarım yamalak bir kaçış notu imzala
ne olursun
korsan ömer haybo
geceyarısı sözleşmesi kuru madde
.
.
.
şimdi
tüm aynalardaki yansımam yabancılaşır
sen yabancılaşırsın
.
.
.
uyuya kaldım
ben özdemir
30.04.2012
sev beni, gece
1
uykumdan çaldığım
on beş dakika boyu
sevimsiz bir radyodan
balkan türküleri aradım
bulamadım
2
koyu bir sisin gölgesinde
diz çöküp sevimsizce ağladık
petrus' un inkarına
tüm din kitaplarına
kendimize
3
bodrum' da gözlerimi
hayasızca yumduğum
o titrek şilebi unutmadım
onun çirkef yalnızlığını
kıyıya savurduğu japon şiirlerini
unutmadım
4
o kısık ses
seninseydi şayet
kör bıçak hüznü ile
içime oturdu
bil
5
bir
karşı konulmazlık
bu
deliksiz uykularıma
düşlerimde gördüğüm
konuşkan balık
pullarına
6
hadi sofia dedim
kuru bir tebessüm bahşet
bu gece
bana
çehov' un gazoz kapakları kaydırdığı
o esnaf sokağını
anlat
7
ne de çirkinmiş
bu balkan türküleri
ne de sevimsizlermiş
meğer
8
sev beni
gece
12.04.2012
Anthony Burgess - Bir Elin Sesi Var / Ayrıca Patates de Haşlayabilirim
Bilgilendirme: Bu şiir Anthony Burgess' ın "Bir Elin Sesi Var" adlı kitabında geçen şiirin orijinalliği korunarak yayımlanmıştır.
ikimiz de bu dünyanın bize
layık olmadığını düşünüyor değildik, asla.
düşüncesiz kafamızdan böyle bir düşünce geçmemişti hiç.
ne var ki bir umutsuzluk içindeydik,
bir hastalığa yakalanmıştık sanki, yaşamakla
iyileşmeyecek, hatta kötüleşecek bir hastalık. başlangıçta
bir takım sevgiler besledik, daha doğrusu sevgi istekleri,
herkes gibi; ingiliz olmak, ingiltere' yi sevmek gibi.
ama ingiltere' nin alaylı, dudak büken, sırıtan eşkiyaların
eline teslim edildiğini gördük,
amerika' nın solgun bir uydusu
olduğunu gördük ingiltere' nin, dilimizi kirlettiğini,
hilekarların ağzına sakız olduğunu gördük.
büyüklerimizin mezarlarının kazılıp başlarıyla
futbol oynandığını gördük. kötülüğün
kaymak gibi el üstünde tutulup fahişelerin
memeleri yeterince büyükse göklere çıkarıldığını gördük.
yazıklar olsun ingiltere' ye. ingiltere, daha fazla
kirletildiğini durup seyretmek istemiyoruz.
hepimiz geçmişe ihanet ettik. atalarımızın
rüyasını yıktık. bakın bize, şu halimize:
titreyerek bekliyoruz bomba patlasın diye,
sonuncu bomba, ama onurlu bir bekleyiş değil, ne yazık!
sivri pabuçlu maymunlar gibi sırıtarak, sırıtarak
sosyal sigorta dişlerimizle, beylik şarkılara tempo tutarak bekliyoruz
ölümün gelip bizi almasını; seçeneği reddediyoruz.
çünkü artık seçenek yok gibi. ama en azından iki kişiye
güneş gibi parladı seçenek, soğuk kanlı ölüm parıltısıyla
bundan kurtulmak daha iyi biftek ve böbrek
biftek böbrekle tanışır ve dansa kaldırır
TAK TAK
orkestra başka a-bir-iki-üç-
biftek böbrek karışık olsun öyleyse, ayrıca
patates de haşlayabilirim, ikinci bir
sebzeye gerek yok
TAK TAK TAK
şiir: anthony burgess - one hand clapping
şiir: anthony burgess - one hand clapping
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

