kapanıyordu gecenin içerisinde gözlerim,
bir bir aşındırdığım sokakların gerisindeydim
köşe başlarım da tutulmuştu artık
sabah yıldızlarına üç adım uzaktaydım,
yürüyüp yürümeme arasında,
kararsızdım.
birkaç sarhoşla ahbaplık edecektim,
sözüm ona kafa bulurdum onlarla
sanki ne dertleri vardıysa bunca zamandır
nasıl oluyordu da çözemiyorlardı
anlayıp anlamama arasında,
kararsızdım.
sen benim şansımsın, demişti birisi
nedense şimdiden çok farklıydım
sanki ben bile değildim o zamanlar
ya da şimdilerde ben değilimdir
düşünüp düşünmeme arasında,
kararsızdım.
içimde yine en büyük huzursuzluğum
tiroidden şüpheleniyorum
yoksa her şeyin boktan oluşundan değil yani
nasıl olsa ben bir bahane bulurum kendime
inanıp inanmama arasında,
kararsızdım.
bir sokak lambası altında durdum
karşı kaldırımda birkaç köpek uyukluyordu
yanlarına kıvrılmayı ne çok istedimse de
yirmibirinci yüzyılda kinik olmak ne haddime
havlayıp havlamama arasında,
kararsızdım.
sonraları aklıma sevdiğim iki ağaç geldi
birisini bilerek balta ile kesmiştim
diğeri ise tüm kara kışın hıncını benden çıkardı
balta vurduğum ağacın acısı içimde hiç dinmedi
kimi zaman uykularımda yakalar
kuzey rüzgarları dallarını sallar,
yaprakları bana haykırır
dalları yüzüme binbir tokat vurur, kanatır
terler ve anksiyete ile uyanırım,
birkaç dakika ne olduğunu anlamaya çalışırım
bir sabah sigarasını kahveden önce yakarım
saatime ve o gün gezdireceğim insanların adlarına bakarım
bir demir yığınını yakalamak için koşar adımlarım
on iki dakika yerin altında nefesimi tutup
bildiğim en kalabalık sokaklarda dolaşırım
konuşur, konuşur ama hep susmak isterim
yitip gidip gitmemek arasında
kararsızım…