Translate

14.07.2019

kamara


19.05.2019
bandırma vapuru, karadeniz

sabaha karşı dörtte, 
bir demir yığını üzerinde
deniz altımdan kayıp giderken,
kamaramda yalnızken,
yorgun ve uykusuz,
sen uzak bir kente gözlerini yummuşken,
ellerin ve sen,
işte, bütün buydu aklımdan geçen.

20.06.2019

yay


hırçın dalgaların kumsalındasın,
            öteki gülüşlerin ilk duyumcusu.

kırmızıdan öte bir yer aradığın,
            en olmadık anlarda zincirlere vurulmuşsun.

yaydan çıkmış ok, ağızdan küfür,
            ne geçmişten kalan bir hüzün,
            ne de yarına bakacak yüzün.

vakit daralmış uzak diyarlarda,
            saatleri geçmiş bütün seferlerin,
            bir düdük öttürülmüş, son kez.

yakınsın şimdi göğe, annenin beşiğine,
            yirmi sekizinde bir yorgunsun,
            elleri erkenden kirlenmiş.

biraz daha kal yeryüzünde çocuk,
            maviden, maviden, maviden.

2.05.2019

ramphastos toco



geceye bırak kanını,
            beni sana bırak,
            seni bana.
                             bırak yüreğini avuçlarıma,
                             yanmış boynuma da biraz.

bırak zamanın sızlayışını,
            gölgeni bırak -belki bana- 
akıt yaranı avuçlarıma,
            göğsümden bırak,
                             geçsin artık. 

                             bırak,
                             beni sana,
                             seni bana -biraz-.

10.01.2019

yenilgi




galiba güzel pataklandım,
eğilmiş bakışlarım mavi ufuklarda,
boynumda kraliyet moru izler,
sol göğsümde kan lekeleri…

bir vakit pek karanlıktı rüyalarım,
yeni yeni parlıyordu güneş üzerime,
gökkuşağının ortasından bir son gülüyordu,
sanki, bu ağır mağlubiyet tam da bitecekti…

uzun bir yolun arefesindeyim,
asfaltın grisine bulanacak gözyaşlarım,
tutsak ellerim kırıp atacak zincirleri,
koca bir taş ile ezeceğim…

yalnız, çok güzel pataklandım,
dudaklarımda kurumuş kanlar,
azı dişimde hergele bir kırık,
sol kaşımda bir çizgi yarık…

2.08.2018

kan şiir




bir kan nöbeti tutuyorum, gece yarısı,
karadeniz’ in ortasında küçük bir ada gibi huysuzum,
kıyılarımda hep parçalanmış kayalar, renksiz çakıllar…
uzak bir otel odasında hayaletim,
tekli sayıları kovalıyorum;
                ikibinüçyüzbeş…
biliyorum, hemen yanı başımda balkon demirlerine yaslanmış,
                ağlıyor…
ne bekliyorum,
                -parçalanmış ağrılarımın rüyasında?
neyi bekliyorum,
                -ellerim şakaklarımın arasında?
bir kan nöbeti tutuyorum dedim,
hem de gece yarısı…
soğuk bir suyun korkaklığında,
güya, pekala bildiğim bu yataklarda,
sırılsıklam bir şarkının ortasıyım,
devrik cümleler kuruyorum yalnızlığıma
                ve yalnızlığımı bozacak kapı tıklamalarına…
bir kanın nöbetiyim,
                ucuz sigaraların son nefesi,
                en karanlık sokakların kaldırımı,
                hiç olmayacak anlarda kırmızıyım…
boğuluversem artık şu kanımda,
                hani, parmaklarım bile gözükmüyor,
                hem, rengim de solmuş biraz,
                işte, tam da şu anda boğulsam;
                hala hissediyorken on sekiz…


16.07.2018

yol

francis bacon - van gogh 

çizgiler uzun, asfalt ağır,
güneşi kapatmış bulutlar,
göğün rengi maviden biraz bozuk...
denizin dalgaları hırçın,
kıyıdaki taşların sesleri kulaklarımda,
camdan yansıyor yanmış yüzüm…
ufuk çizgisi düşük,
birkaç taka dalgalara ağ salmış,
gün ışığı bulutları deliyor,
yüzü denize düşüyor…
az sonra ben, yağmurda,
ağır bir sancıyla yol kenarında,
ben üşümüş, yorgun, ben; on sekiz,
hayallerim boğazıma düğümlenmiş,
korkak ve fevkalade riyakar; ben.
işte, ikinci kavşak ve yeniden, ben;
öksürüklü aksırıklı bir türkünün ortasında,
bozulmuş yol kenarında bir şerit boyacısı,
elimde en ucuzundan bir fırça,
ayrık şeritleri boyuyorum sarıya.

15.03.2018

göz kapağı, hamdi, müzeyyen





1
yorgun bir göz kapağı hasretim,
            yorgun bir göz kapakçığı; kırmızıya daha yakın sarıdan.
tersine dönük bir göz kapağı; çaldığım hamdi’ den,
            bir göz kapağı çarpıntısı şimdi kalbim.
mordan çaldılar geceleri siyaha boyamak için;
            paris’ ten, napoli’ ye, babil’ e…
hamdi’ nin telsizinde polis anonsları;
            “3245 merkez: 27 yaşında bir göz kapağı bulunmuştur, umarsız titriyor, bilginize.”

2
karanlık bir göz kapağı ensesinde,
az kalsın indireceklerdi üçüncü sokakta,
hamdi’ nin yazıhanesinden sonraki ilk sokakta,
            müzeyyen’ in evinin üç arka sokağında,
bir lambası titreyen sokakta indireceklerdi.

3
kahrolası bu müzeyyen,
evinin kapısında ölecektim, çok az kalmıştı.
ağzım, gözüm ölesiye kapalıydı,
ölesiye kan kusuyordum gözlerimden,
eski bir şarkının öfkesiyle kusuyordum sanki yitip giden benliğime…

kahrolası bu müzeyyen,
bir vakit açmadı göğüslerini bana,
hani pek üşümüştüm, karda kalmıştım bir başıma,
haydarpaşa’ dan çalınmıştım, hani yağmur bir sonbahar tütüyordu…

kahroldum, kahrolası müzeyyen’ in kahrına,
pek korkak atıyordu kirpiklerim,
tırnaklarımdan izler kalmıştı boynunda.
bir ağustos hızıyla kaçıyordum kollarından,
karanlık şiirleri kovalayan bir ozandım güya şehir kafelerinde.

kahrolası bu müzeyyen,
bir kahve acısı gibi takılıyor boğazıma,
hani kilosu günlüğümden fazla.
bir vakit evinin kapısında öldüm,
sesimden tanıdı gene de açmadı orospu.


16.11.2017

zaman



zaman büyük bir kapı;
                        ötesinde ışıkların,
yakın veya uzakken değişir gölgeleri,
                        ve davranışları insanların,
                        hatta bakışları, kalp atışları.

bilmem kaç zaman öncesi uzak,
ve soğukları o kara kışın, camlara kazınan karları.

zaman bir içim su,
                        kanar sonbahara, kapılara…

kulaklarımda camdan seken rüzgar,
                        bakışın aynalara, boynumda fotoğraf makinesi.

pişmanlık ve hüzün,
                        gece ve gündüz,
                        var olmak ve yok olmak…

işte, karakışıyım yalnızlığın ve sözlerin;
                        unutulan dillerde…
varlığım yokluğumun tebliğidir,
                        doğrularım riyakarlığımın…

uzun bir kış sonrası kanacağım sözlerine,
                        ağzım, yüzüm yabancı çocuk gözyaşları.