Paint by: Edvard Munch
Uyandığında saat gecenin üç buçuğunu beş geçmek üzereydi. Bitkin halde yanan mum ışığının yardımıyla yataktan kalkmadan hemen yanı başında duran kaset ve şiir kitaplarınca işgal edilmiş ahşap sehpanın üzerinde ellerini hafifçe sağa sola vurarak sigarasını aradı, kendisine çok gelen bi' zahmetten sonra sigarasına kavuştu ama, iş salt sigarayı bulmakla kalmıyor, kibriti de bulması gerekiyordu. Salt birkaç saniye, sarf edeceği çabanın kibriti bulmaya mı yoksa, sigarasını mum ateşinde yakmaya mı değeceğini düşündü. Kibriti bulmaya kalkışmak aslında bir risk ve zaman kaybıydı, mum için ise yataktan biraz kalkması yetecekti. Yataktan öyle ya da böyle kalkması gerekeceğini hatırladı, bunun er ya da geç olması hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. Kalktı, sigarasını ağzına götürüp başını hafifçe muma doğru uzattı, sigarasından derin bir nefes çekip dumanı ciğerlerinde dinlendirip geri saldı.
Yataktan yavaşça çıktı, daha uyuyalı birkaç saat olduğundan ne uykusunu alabilmiş ne de uykuya muhtaç bir haldeydi. Bu durum onun kişiliği ile de örtüşen bir şey olduğundan hiç de garip değildi. Hatta, ruhsal haliyle bedeninin bir noktada örtüşmesi hoşuna gitti. Nereden bakılırsa bakılsın üç adımdan fazla atmadan balkon kapısına ulaştı, baykuşu çağrıştıran motifleri olan kırmızı perdeyi sola doğru çekti. Şimdi sokağı görebiliyordu; gecenin üç buçuğunu beşin geçmeye kalkıştığı anlara dair ne varsa sokaktaydı; rahatsız edici bir karanlık, daha çok rahatsız edici bir aydınlık -ki bu aydınlık ay' dan gelen yalancı bir ışıktı- sokağa hakimiyet kuruyordu. Sokağın ortasında yalpalayan birkaç sarhoş, birkaç sokak köpeği ve ziyadesiyle mide bulandıran kirli otomobillerden başka bir şey yoktu. Oysa, bu saatte sokaklarda sevgililer olsaydı ya? Elleri birbirlerinin bellerinde, hafif sarhoş naraları atarak yalpalayarak yürüselerdi ne olurdu? Hayır! Bu şehirde, hele bu saatte sokaklarda sevgililer olamazdı! Hele ki sarhoş? Asla! Sokağı izledikten sonra bu saatin ve bu günün dokunuşunu tatmak için balkon kapısını açtı, çıplak ayaklarıyla balkona çıktı, sigara külünü sokağa bıraktı.
Sokağın havası üç buçuktan beşin geçmeye kalkıştığı bir Eylül gününden ne beklenirse öyleydi; hafif ama, çok hafif, sanki; bir kadın dokunuşu gibi esen rüzgar, aynı oranda bir soğukluk vardı. Sokağın bir ucundan diğer ucuna dek hiçbir ses yoktu. Belki, zaman zaman birkaç köpeğin havlayışı ya da sarhoş naralarını saymazsa aslında, sokak da bu saatte aynı onun gibiydi. Şimdi sokağa çıksaydı, ona; ''Sen, benim canımsın, kanımsın! Aynı benim gibisin! Hatta, Azizsin, Azizimsin!'' diye sarılsa sokak onu kesinlikle geri çevirmezdi.
Translate
1.09.2014
16.07.2014
geceyi bölenler
geceyi bölerdi sessizliği kırlangıç ağaçlarının,
her pazar on üç ellide
bir tren kalkardı marvo' dan
mavi, ıslak
ve belki
biraz yeşildi.
...
ben bir kadın sevmeye çıkardım sokağa,
gece beni bölerdi.
her pazar on üç ellide
bir tren kalkardı marvo' dan
mavi, ıslak
ve belki
biraz yeşildi.
...
ben bir kadın sevmeye çıkardım sokağa,
gece beni bölerdi.
22.05.2014
izmir garı' nda
gözlerinde çocukluğumu saklayan kurdeleli kız için.
1
garlara düştüm peşi sıra
en hazin özlemler
içimi kemirir.
bir bakış ki,
tatlıdır sancıları
sonraları boğar
en büyük
yeminlerle.
2
işte sessizliği
izmir garı' nın
gecemi bölen bir kadın bakışı
uzaklardan
kollarında uyuyor izmir' in.
ben yabancısıyım
ege' nin,
rüzgarının,
ıslığının,
ayın.
3
sen yabancısı bu şehrin,
üç liraya çay içtin
soğuta soğuta.
bir kadın sevdin,
sanki, uzak gözleri içini titretir,
sanki, dudaklarında kurur özlemin.
dedim sana,
sen,
yabancısı bu şehrin,
bu ıslıkların;
duyduğun uzaklardan,
bu rüzgarın;
saçlarını dağıttığı.
4
hani, yağmurlarda yakalardı
seni,
ekşi bir özlem gezdirirdi
dudaklarında,
hani,
mayısın ortalarıydı,
bir yalnız sevda yakaladı
seni,
hani,
ay bile sararıp kalmıştı
gözlerinde.
5
faik,
bu nasıl şehir? nerede neşesi?
nerede o, bana anlattığın
kuru özlem dolu meyhane?
6
izmir' de,
gece garlarında,
bu benim büyük sevdam,
en unutkan dolunay ışıklarında büyüdü.
7
şimdi,
bu gece yarısı sessizliğini
alıp sana getirsem,
avuçlarına bıraksam
özlemler gibi,
korkup kaçarsın.
8
...
sonrasında,
bir dolunay sırtladım,
izmir' de,
gece garlarında
sarı, büyük ve öfkeli
bir dolunayı sırtladım
adın, benin ezberimde.
9
ve işte,
ışıkları sönüyor bütün trenlerin,
ben, kalıp bir daha sana geliyorum,
sanki,
bir yeşil elma kemirip
sana geliyorum
gece yarıları.
10
bu gardaki otomatlar
bana seni hatırlattı,
bir lira atıp gülümsedim,
zaman akıp geçti.
11
sessizliği o masaların
yankılanan sesimde,
nasıl da sarılır,
sanki, sen bana sarılırsın.
12
gel,
sonbaharları böldüğüm
gece yarılarına,
yapraklarını ıslattığım
ıhlamur ağaçlarına.
13
otomattan kedi sesleri geldi
aklıma düştün,
sabah belki üç,
parasızlık ve anksiyete...
neyse ki,
aklımda sen...
1
garlara düştüm peşi sıra
en hazin özlemler
içimi kemirir.
bir bakış ki,
tatlıdır sancıları
sonraları boğar
en büyük
yeminlerle.
2
işte sessizliği
izmir garı' nın
gecemi bölen bir kadın bakışı
uzaklardan
kollarında uyuyor izmir' in.
ben yabancısıyım
ege' nin,
rüzgarının,
ıslığının,
ayın.
3
sen yabancısı bu şehrin,
üç liraya çay içtin
soğuta soğuta.
bir kadın sevdin,
sanki, uzak gözleri içini titretir,
sanki, dudaklarında kurur özlemin.
dedim sana,
sen,
yabancısı bu şehrin,
bu ıslıkların;
duyduğun uzaklardan,
bu rüzgarın;
saçlarını dağıttığı.
4
hani, yağmurlarda yakalardı
seni,
ekşi bir özlem gezdirirdi
dudaklarında,
hani,
mayısın ortalarıydı,
bir yalnız sevda yakaladı
seni,
hani,
ay bile sararıp kalmıştı
gözlerinde.
5
faik,
bu nasıl şehir? nerede neşesi?
nerede o, bana anlattığın
kuru özlem dolu meyhane?
6
izmir' de,
gece garlarında,
bu benim büyük sevdam,
en unutkan dolunay ışıklarında büyüdü.
7
şimdi,
bu gece yarısı sessizliğini
alıp sana getirsem,
avuçlarına bıraksam
özlemler gibi,
korkup kaçarsın.
8
...
sonrasında,
bir dolunay sırtladım,
izmir' de,
gece garlarında
sarı, büyük ve öfkeli
bir dolunayı sırtladım
adın, benin ezberimde.
9
ve işte,
ışıkları sönüyor bütün trenlerin,
ben, kalıp bir daha sana geliyorum,
sanki,
bir yeşil elma kemirip
sana geliyorum
gece yarıları.
10
bu gardaki otomatlar
bana seni hatırlattı,
bir lira atıp gülümsedim,
zaman akıp geçti.
11
sessizliği o masaların
yankılanan sesimde,
nasıl da sarılır,
sanki, sen bana sarılırsın.
12
gel,
sonbaharları böldüğüm
gece yarılarına,
yapraklarını ıslattığım
ıhlamur ağaçlarına.
13
otomattan kedi sesleri geldi
aklıma düştün,
sabah belki üç,
parasızlık ve anksiyete...
neyse ki,
aklımda sen...
21.05.2014
arzulamak, seni
büyük mutlulukların kıyısında sabahlıyorsam bugün,
benim içinse artık sokaklardaki mızıkalar
ve deniz benim için köpürüyorsa bugün;
bütün uykularımdan feragat edeceğim,
salt seni düşlemeye,
beş dakikada bir adını haykırmaya koyulacağım muhakkak.
böyle en güzel bakışlarla kal,
koyup gitsin bütün yalnızlıklar uzaklara
ve işte,
gözlerinde bir samimi duruyor ya sevdam,
öyle kalsın,
kollarımla sarmalayacağım günler boyu.
sokaklardaki bütün naralar
sanki, bir sevda uluyor bana,
sanki, seni alıp götürmemi tembihliyor,
uzak kasabalara,
sandallara belki.
ya da sen alıp götürsen beni,
muazzam sevdalara uyutsan,
öpsen belki sabahlara karşı,
bir utanç,
bir sevda,
ve bir bakışınla uyandırsan.
gotama
o öfke kasırgaları içerisinde,
kokusuyla ıhlamur ağaçlarının
ve yapraklarıyla tarayıp kalbimi
adını haykırdım gotama' nın.
sonrasında hep karanlıktı gecelerim,
hani, zifiri ellerimle boğmuş gibi
her yerime dağıttım yalnızlığımı.
8.04.2014
eylül yalanı
ıslıklar çalınır sokaklarda,
kan, ter içindedir gözleri
gölgelere sığınır da taşar
hüzünleri sarılıp siyaha...
kaçan kaçanadır, avlulardan çığlıklarıı yükselir,
ve kahkahaları sokak aralarından
sanki bir masum çocuk gülüşüdür
kaybedeceğimiz birkaç yıla...
çanlar çalınır sonraya,
uzaktır evleri bakarsa yalnızlığına
ve korkaktır muhakkak kalabalığında
lakin, sonudur sandallara sığamayışı.
bir eylül ne alıp götürür ki,
şayet, kaçıyorsa ardına bakmadan?
eylül yalanı, derlerdi eskiden,
daha ben çocukken, kahkahalar atarken sokak aralarında...
4.04.2014
kardelen
sen,
en güzeli kışın,
yağmurlarında sabahladığım özlem hasreti.
sen,
bir damla huzur -ekşisi narın-
ağustostan bozma kirpiklerin,
kocaman gözlerinle,
küçük kız çocuğu ellerin.
sen,
kardelen...
bir tutam karanfil gibi ellerimde tuttuğum,
yüzüme çaldığım pişmanlığım,
sen,
en büyük ağrım,
kucakladığım gece yarıları -eylül-
sensin
kardelen,
dudaklarımda kuruyan sevda özlemi,
aklımı saçlarında bozduğum,
küçük kız.
bır çırpınışla titrediğim sokaklarında,
eylülleri boyadığım -masmavi-
tırnaklarında üşüdüğüm,
o yağmur,
o deniz kokusu,
ve o yalnız, ürkek gözlerim,
sensin,
kardelen...
30.03.2014
safran yalanı
ey kızılın uykusundaki perişan düşlerim,
bir safran kokusunda hangi ismi neden,
nasıl anımsıyorum?
sen safran mı kokladın hayatında?
kimi,
neden kandıyorsun?
bir safran kokusunda hangi ismi neden,
nasıl anımsıyorum?
sen safran mı kokladın hayatında?
kimi,
neden kandıyorsun?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



